Ekber-Ül Kebair (Büyük Günahlar)

EKBER-ÜL KEBAİR(BÜYÜK GÜNAHLAR)

İnsanı helaka götüren kebair  7′dir, fakat helaka götürmeyen kebair  70′tir.Bir kısım alimlerin 7 demesinden murad Ekber-i Kebairdir. Bir kısmının 70 dedikleri 2. derecedeki kebairdir.Yedi adedi üzerinde duran alimler şu hadisi şerifi delil göstermektedir: “Mühlik olan (helak eden) yedi kebairden (büyük günahtan) içtinab ediniz(sakınınız).

1) ŞİRK-İ BİLLAH (Allah ‘a şirk koşmak)

2) SİHİR (büyücülük),

3) KATL (haksız yere adam öldürmek),

4) RİBA (faiz yemek),

5) YETİM MALI YEMEK,

6) HARPTEN KAÇMAK,

7) AFİFE (Namuslu) KADINLARA ZİNA İSNADINDA BULUNMAK.

Üstad hazretleri Barla Lahikasında harpten kaçmak yerine manevi firar olan” DİNE ZARAR VEREN BİD ‘ALARA TARAFTAR OLMAYI” söylemiş, birde ana-baba’ya asi olmayı ve kat-ı sıla-i rahimi söylemiş. Büyük günahların sayısının çok olduğunu belirtmekte, bu yetmiş büyük günah içerisinden yedisini “ekberül kebair” olarak tavsil etmektedir ki, bu en büyük yedi günah şunlardır:

1) Katl,

2) Zina,

3) İçki içmek,

4) Ana- Baba hakkını gözetmemek ,akrabalarla münasebeti kesmek,

5) Kumar,

6) Yalancı şehadetlik,

7) Dine zarar verecek bid’alara taraflar olmak.

Büyü , Yapmak , Yaptırmak ve Falcılık

BÜYÜ YAPMAK VE YAPTIRMAK VE FALCILIK

Değerli kardeşlerim; Allah c.c. insanoğlunun ve cinlerin dünyadaki kulluk sınavlarında SEÇME ÖZGÜRLÜĞÜNÜ serbest bırakmıştır ki insanoğlunun sınavı yaptığı seçimler üzerinedir. Büyü ve sihir her ne amaç ile yapılırsa yapılsın insanların ve cinlerin iradelerine müdahele hükmünde olduğundan Allah’ın sınavı olan kendine ait seçimlerle yapacağı karar mekanizmasını bozar. Büyü ile ademoğlu sınav olduğu kadar cin alemi de büyü ile insanlara tasallutun ve büyü ile açılan kapılardan girip girmeme sınavını yaşar.. Büyüyü yapan ve yaptıranların aşağıda anlatıldığı üzere günahları ne ise büyüye hizmet eden şeytani cinlerin, cinlerin, ve günahkar müslüman cinlerin günahları da aynıdır.. Bugün günümüzde şeytanın dersleri ile yazılan havas kitaplarında muhabbet büyüsü aşk büyüsü çevirgel büyüsü kısmet açma büyüsü gibi büyüler de aynen İNSAN İRADESİNE MÜDAHELE HÜKMÜNDE OLDUĞUNDAN AYNEN BÖYLEDİR…

EY İNS VE CİNN!!

SEN KİMSİN VE KİM OLUYORSUN Kİ ALLAH’IN İMTİHAN SIRRI İLE SERBEST BIRAKTIĞI İNSAN İRADESİNE SIRF HIRSIN, ÇIKARLARIN, MENFAATLERİN, KADERE RIZA GÖSTERMEMEN VE SÖZDE HAYIR VE ŞERRİN ALLAH’TAN GELDİĞİNİ RED HÜKMÜNDE BEN HAYIR İÇİN YAPTIM DEYİP KADERE İTİRAZ HÜKMÜNDE ALLAH’A KULLUĞA TESLİM OLMAYIP BÜYÜYE TEVESSÜL EDİYORSUN.. vallahi şahit olmuşum ki KARI KOCAYI BİRBİRİNE BAĞLAMAK İÇİN YAPILAN HER BÜYÜ O KARI KOCANIN DÜNYA VE AHİRET RIZIKLARININ BAĞLANMASINA HİZMET EDER.. MUHABBET İÇİN YAPILAN BÜYÜYE HİZMETE GELEN ŞEYTANİ CİNLER ALLAH VE RASULÜNE ADAVETTEN BAŞKA BİR DAVAYA HİZMET ETMEZLER..     kardeşiniz Erol

BÜYÜ YAPAN VE YAPTIRAN HAKKINDA HZ. ALLAH (C.C) BÜYÜYÜ YAPAN VE YAPTIRANIN KENDISINE ORTAK KOSMAKLA BIR TUTMUS VE BÜYÜCÜLERIN KENDI IZNI OLMADAN HIÇBIR KIMSEYE ZARAR VEREMEYECEKLERINI BUYURMUSTUR.

Ebu Hureyre den rivayet edilmistir ; Peygamberimiz (s.a.v.) söyle buyurdular;

Yedi büyük günahtan sakinin “Sahabe sordu nedir onlar ey Allah in elçisi” “Peygamberimiz S.A.V cevaben Allaha sirk kosmak,
Büyü yapmak, Allahin helal saydigi sekillerin hilafina insan öldürmek, faiz yemek,yetim mali yemek, savasta – cepheden kaçmak, hiçbirseyden haberi olmayan masum genç kiz ve Müslüman kadinlara iftira atmak.
Peygamberimiz S.A.V hadis i seriflerinde büyüden uzak durmamizi emreder onu büyük günahlar arasinda göstermektedir. Bu da büyünün bir hurafe degil gerçek oldugunu gösterir.İslâm mezhep imamlarına göre sihir yapan kişi suç işlemiş sayılır ve en ağır dünyevi cezaya çarptırılır. Meselâ: büyücü yaptığı büyünün etkisiyle birinin ölümüne sebebiyet verecek olursa İmam-ı Malik, İmam-ı Şafii ve İmam-ı Ahmed’e göre kısas lazım gelir. İmam-ı Âzam’a göre ise bu işin tekrarı halinde kısas lazım gelir.İmam-ı Şafii, İmam-ı Malik ve İmam-ı Ahmed’e göre bir büyüden dolayı bir kimsenin ölümüne sebebiyet verdikten sonra tevbe edecek olursa, tevbesi kabul olur kısas yapılmaz. Ancak İmam-ı Âzam’a göre, bu durumda kısas kalkarsa da ağır hapse çarptınlır(32). “Rivayete göre, Hz. Ömer (RA), müslümanların temiz inançlanna etki etmeye çalışan, İslâm ahlâk ve prensiplerini yıkmaya yönelik çalışma ve gayret içinde olan büyücülerin öldürülmesi için emir vermiştir.Hatta bu maksatla üç büyük büyücünün öldürüldüğü de rivayetler arasındadır”(33).

Hased ve Kıskançlık

Hz. Mevlana Mesnevi’de kıskançlık ve haset hakkında şöyle yazmıştır:

“Yolda haset boğazına sarılmasın. Zira şeytan haset yüzünden reddolundu.” (Mesnevi, I. 445)

“Nefsin ve akranına haset etme. Zira haset, kötü işlerin en kötüsüdür. Kusur ve ayıbın mayası hasettir. Şüphesiz o her şeyde zehirlidir.”
(Mesnevi, II: 812–813)

“Kıskançlık; bütün kusurların mayası, en kötü huydur.” (Mesnevi, II / 812-13)

Tasavvuf erbabına göre kıskançlık ve haset, kötü ve zararlı bir duygu olduğu için haram hükmündedir. Bilgisizlik ve açgözlülükle beslenir. En çok tanıdık ve akrabalar arasında görülür.

Kıskançlığın ve hasedin haram olmasının nedeni; kişinin, Allah’ın insanlar arasında yaptığı paylaşımı beğenmeme, kabullenmeme ve hikmetini kavrayamamasıdır. “Size bir kötülük dokunsa, ondan dolayı sevinirler” (Ali İmran Suresi/120) “Kitap sahiplerinin çoğu, gerçek kendilerine belli olduktan sonra, sırf içlerindeki hasetten dolayı sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler.” (Bakara,109)

İslam Ahlakında Haset ve Kıskançlık

Tasavvuf erbabı alimler, haset ve kıskançlığı dört derecede değerlendirmişlerdir:

1.İnsan, haset ettiği kişide bulunan nimetin yok olmasını ister. Bu nimet kendi eline geçsin veya geçmesin önemsemez, yeter ki kıskanılan kişi o nimeti kaybetsin, zarara uğrasın. Kıskançlığın ve hasedin en tehlikelisi budur.

2.Kişi, haset ettiği kişinin sahip olduğu nimetin kendisine geçmesini ister. Amaç, o nimete sahip olmaktır.

3.Kişi, başka bir kişideki nimetin aynısını veya benzerinin kendisinde olmasını ister. Kendisi de sahip olamayacaksa, karşısındaki kişinin de sahip olmasını istemez.

4.Kişi, başka birinin sahip olduğu nimetin benzerinin kendisinde de olmasını ister. Ancak kıskandığı kişinin nimetinin yok olmasını istemez. Bunlardan sadece sonuncusu zararsızdır.

Kıskançlığın ve Hasedin Sebepleri

1. Düşmanlık: Birisine karşı beslenen düşmanlık sonucunda haset ve kıskançlık duyguları gelişir; bunun sonucunda kavga vb. çekişmeler ortaya çıkar.

2. Birisinin üstünlük taslamasına karşılık: Bir insanın başka bir insana karşı üstünlük taslaması ve diğer insanları küçük görmesi durumunda, buna karşı kıskançlık ve haset duyguları oluşabilir.

3. Amacına ulaşamama endişesi: Kişinin belirlediği hedeflere, amaçlara ulaşmasında karşındaki kişiyi rakip görmesinden dolayı kıskançlık oluşabilir.

4. Makam, mevki sevgisi ve liderlik arzusu: Bazı insanlardaki aşırı statü, makam, mevki, hükmetme hırsı, kıskançlığa ve haset duygulara sebep olabilir.

5. Kötü huyluluk ve cimrilik: Bazı kişiler gereksiz yere insanlardaki nimetleri kıskanarak Allah’ın nimetine karşı cimrilik ederek bu duygularının esiri olurlar.

Bu nedenlerle insanlarda; güzellikte, bilgide, düşüncede, malda, parada, makam-mevkide, şöhrette kendisinden daha üstün olan kişileri gördüklerinde ya da öyle olduklarına inandıklarında, kıskançlık duyguları oluşabilir.

Kuran-ı Kerim’de Kıskançlığın Yeri

Haset ve kıskançlık, Kuran-ı Kerim’de kınanmıştır. Çoğu insan için kıskançlık, ruhunda, zihninde hissettiği, davranışlarla dışa vurduğu bir duygudur. “…Nefisler, kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.” (Nîsa Suresi, 128)

Bazı insanlar, diğer insanların maddi ve manevi üstünlüklerini veya onların kendilerinin sahip olmadığı bir şeye sahip olmalarını kıskanırlar. Kişinin başarısı, zenginliği, güzelliği, ünü, makamı vs. kıskançlık sebebi olabilir. “Yoksa onlar, Allah’ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?…” (Nîsa Suresi, 54)

Allah, kıskanç insanın kötülüklerinden sakınılması gerektiğini Felak Suresi ile bildirerek uyarmıştır. Çünkü kıskançlık ve haset, insanı mutlak bir ahlaksızlığa düşürür. “De ki; ‘Sabahın Rabbine sığınırım. Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlık çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfüren kadınların şerrinden, haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.”

İnsan nefsindeki tüm kötülükler gibi kıskançlık ve haset de arınılması, kontrol altına alınması gereken bir duygudur. Kuran-ı Kerim’de insanların kıskançlık, haset ve azgınlıkları nedeniyle anlaşmazlığa düştükleri, doğru yoldan saptıkları bildirilmiştir: “İnsanlar tek ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak Peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler hakkında aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra birbirlerine karşı olan ‘azgınlık ve kıskançlıkları’ yüzünden anlaşmazlığa düşenler; o (kitap), verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izniyle eriştirdi. Allah kimi isterse onu doğru yola yöneltir.” (Bakara, 213)

Bu ayetler, insanın kıskançlığının sebep olabileceği zararların, davranışların boyutunun anlaşılması açısından çok önemlidir.

Hadis-i Şeriflerde Kıskançlık ve Haset Konusu

Kıskançtan ve hasetten, hadislerle mutlaka sakınılması gerektiği ve insanın kendini bundan koruması gerektiği belirtilmiştir.

“İki kişiye karşı haset caizdir: Birincisi o kimsedir ki, Allah kendisine Kuran-ı Kerim’inasip etmiştir, o da onu, gece ve gündüz boyu ikame eder. İkincisi de o kimsedir ki,Allah ona mal vermiştir; o da gece ve gündüz (hak yolda) infak eder.” (Buhârî, Fedâilu’l-Kur’ân 20, Tevlıid 45; Müslim, Mûsâfrin 266 (815); Tirmizî, Bir 24)

“Hasetten kaçının. Çünkü o, ateşin odunu veya kuru otu yiyip tükettiği gibi, bütün hayırları tüketir.” (Ebu Dâvud, Edeb 52, 4903)

Resûlullah (sallalahu aleyhi veselem) buyurdular ki: “Size eski ümmetlerin hastalığı sirayet etti: Bu, haset ve buğzdur. Bu kazıyıcıdır. Bilesiniz; kazıyıcı derken saçı kazır demiyorum. O dini kazıyıcıdır. Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl’e yemin ederim, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Birbirinizi sevmeye yardımcı olacak şeyi haber vereyim mi: Aranızda selâmı yaygınlaştırın.” (Tirmizî, Sıfatu’1-Kıyâme 57, 2512)

Hz. Aişe (radiyAllahu anhu) anlatıyor: “Resulullah (sallalahu aleyhi veselem) bir gece yanımdan çıkıp gitmişti. Hanımlarından birinin yanına gitmiş olabilir diye içime kıskançlık düştü. Geri gelince halimi anladı ve: “Kıskandın mı yoksa?” dedi. Ben de:
“Evet! Benim gibi biri senin gibi birini kıskanmaz da ne yapar?” dedim.
Resulullah;“Sana yine şeytanın gelmiş olmalı” dedi. Ben: “Benimle şeytan mı var?” dedim. “Şeytanı olmayan kimse yoktur” dedi. “Seninle de var mı?” dedim. “Evet, Ancak ona karşı Allah bana yardımcı oldu da Müslüman oldu!” buyurdu.” (Müslim, Münafikün 70, (2815); Nesai, İşretü’n-Nisa 4, (7, 72))

Yine Hz. Aişe (radiyAllahu anhu) anlatıyor: “Safiyye (radiyAllahu anhu) gibi güzel yemek yapanı görmedim. (Bir defasında) Resûlullah (sallalahu aleyhi veselem) benim odamda iken, Safiyye ona yemek yapıp göndermişti. Çok şiddetli bir kıskançlık hissettim. Öyle ki beni bir titreme sardı. (Gidip) kabını kırdım, sonra da pişman oldum ve: “Ey Allah‘ın Resûlü dedim, yaptığım bu hareketin kefâreti nedir?”. “Tabağa aynıyla tabak, yemeğe misliyle yemek!” buyurdular.” (Ebu Davud, Büyü 91, (3568); Nesai, İşretu’n-Nisa 4, (7, 71))

Kıskançlık ve Gıpta Farkı

Gıptayı, kişinin başka bir kişide bulunan nimetin, malın, başarının vs.nin yok olmasını arzulamadan, aynı nimetlerin kendisinde de olmasını arzu etmesi olarak açıklayabiliriz. Gıpta bir nevi imrenmedir; İslami açıdan bir sakıncası olmadığı gibi, kıskançlık ve haset de değildir. Kıskançlık ve hasette var olan, başkasının sahip olduğu iyi hallerin ve nimetlerin yok olmasını isteme gıptada yoktur.

Gıpta ile ilgili bir Hadis-i Şerifte de belirtildiği gibi “Mümin imrenir, münafık haset eder.” Hadis-i Şerifte de görüldüğü gibi kıskançlık ve gıpta farklı duygulardır.

Hz. Muhammed (sallalahu aleyhi veselem)Allah‘ın kendisine verdiği malı hak yolunda harcayan, Allah’ın verdiği ilimle amel eden ve bunu insanlara öğreten kişiye karşı hasetliğin olmadığını, tersine bunun gıpta ile karşılanması gerektiğini belirtmiştir. Bir başka hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır: “Bu ümmetin durumu şu dört kişiye benzer:

a)
Allah, bir adama mal ve ilim verir. O da ilmiyle hareket eder.

b) Birine ilim verir, mal vermez. Bu yüzden o şöyle der: “Rabbim, şayet benim de filanın malı gibi malım olsaydı, onun gibi elbette iş yapardım.’ Bu ikisi de sevap bakımından aynıdır.

c) Birine mal verir, ilim vermez. O da bu malı Allah’a isyan olan yerde harcar.

d) Birine de ne ilim, ne mal verilmiştir. Bu da kalkıp “Şayet benim de filanın malı gibi malım olsaydı kötü yolda harcadığı şekilde harcardım’ der. Bunlar da günaha eşittirler” (İbn Mâce İlim,15; Ahmed b. Hanbel, II, 36).

Hadis-i Şerif’ten anlaşıldığı gibi tek nimete sahip insan, buna sahip olamayan insanın ona sırf hizmet için gıpta etmesinde bir sakınca yoktur. Yalnız kötülük yapma konusunda bu fiili işleyen kimseye imrenmenin günah olacağı açık bir şekilde anlaşılmaktadır.

Gıpta etmek, insanın başkalarının güzel hallerini, iyi yönlerini, başarılarını, çalışmalarını örnek alarak gayret göstermesine imkân sağladığı için güzel bir haslettir. Kıskançlık ve haset ise, insanın gelişmesini, kendini bulmasını engelleyen bir huydur. Nice fırsatlar, insanların ve toplumun hayrına kullanılamadan haset ve kıskançlık nedeniyle ziyan edilmiş veya kötü işlerde kullanılmıştır.