Halk İnanışları

Aşağıda yazılı olan halk inanışlarının bir kısmı batıl olmakla beraber CİN MUSALLATINA

 neden olan birtakım sebepleri de içerdiğinde burada yayınlanmıştır.Bu inanışların bir kısmı

 hadisi şerifler ile de tasdikli olmakla birlikte maalesef bazıları da İslamiyetten önce eski türk

 adet ve törelerinden gelmektedir.

RUH, MEZARLIK, TÜRBE VE ZiYARET YERLERi iLE iLGiLi HALK iNANCLARI
– Ziyaret yerlerindeki agaclari kesenler carpilir.
– Türbeden disariya bir sey, bir nesne götüren kisiler carpilir.
– Mezarligi parmagi ile isaret etmek iyi degildir. Parmaklari ile isaret eden kisilerin parmaklari kurur.
– Kurban kesilirken hayvan dilini disari cikarirsa kurban sahibi o yil icerisinde ölür.
– Bir cocuk sürekli aglarsa o evde mutlaka ölüm meydana gelir.
– Ölüye talkin verilirken can gelir, kalkmak ister, basina tahtaya carpar. O zaman ölü “eyvah ben ölmüsüm” der.
– Ölen bir kisinin etleri ölümünden 40 – 52 gece sonra kemiklerinden ayrilir. Ölünün etleri kemiklerden kolay ayrilsin diye o gece evinde dua edilir.
– Bir kisi gömüldükten sonra ruhu 7 gün evini ziyaret eder.
– Ayakkabi cikarildiginda ters dönerse, ayakkabi sahibinin tez vakitte ölecegi düsünülür.
– Rüyada ölü görmek diriye isarettir, misafir gelir.
– Yatarken coraplari bas tarafa koymak iyi degildir, insan cabuk ölür.
– Eve ölü girmesi iyi degildir, eve disaridan ölü getirilirse o evden birbiri ardi sira üc ölü cikar.
– Resim yapmak günahtir, resim yapan kisi ahrette ona can verecektir.
– Resim olan yerlerden melekler kacar.
– Ölünün elbiseleri ölü yikayicilarina verilir.
– Mezarliktan agac kesilmez. Agacta cin olduguna inanilir.
– Mezarlikta yatilmaz.
– Gece ölen kisinin üzerine sabaha kadar bicak konulur.
– Mezara toprak atilirken elden ele kürek verilmez.
– Yogurdun güzel olmasi icin mezardan cirpi toplanarak kaynayan sütün altina atilir.
– Kirik ayna ugursuzluktur.
– Ölünün yikandigi evde üc gün isik yanar.
– Bas sagligina gelen kisilerin ayakkabilari ters cevrilmez.
– Mezar kazicisina para verilmezse ölünün rahatsiz olacagina inanilir.
– Ezan okunurken bacak bacak üstüne atilmaz.
– Mezarliktan tas, toprak alinmaz.
– Köpek ulumasi ölüme isarettir.
– Ölü gömülene kadar ev süpürülmez, camasir yikanmaz, eve su getirilmez.
– Mezarlik genisletilemez, cünkü ölü sayisi artar.
– Ölünün elbiselerini giyenin ömrü uzar.
– Ölü bulundugu odadan yikanmaya götürülürken yatagina bir bas sogan konur.
– Kefen makasla veya bicakla kesilmez.
– Ölü evden cikarilmadan üzerinden kedi atlarsa ölünün hortlayacagina inanilir.
– Evde namaz kilinirken seccadenin önünden bir hayvan gecerse namaz bozulur.
– Kirda namaz kilinirken namazdan önce bir tas veya sopa dikilir (öne hayvan gecmemesi icin)
– Mezarlikta sigara icilmez.
– Bir kimsenin bitlenmesi yakin zamanda ölecegine isarettir.
– Ölü olan evin komsulari evlerindeki sulari dökerler. Aksi halde birbiri sira ölümler meydana gelir.
– Yatak katlanirken bas taraftan katlanmaz, ayak tarafi önce katlanir. Bas tarafindan yalniz ölünün yatagi katlandigi icin o yatakta yatan kimse ölür.

HAYVANLARLA iLGiLi HALK iNANCLARI
– Ev yilani o evin bekcisidir.
– Yilan öldürülüp, suya atilirsa ve yilan suda kaybolursa yagmur yagar ve durmaz, seller olur.
– Kurt uluyunca ya ayaz olur ya kar yagar .
– Bir evin basinda baykus öterse, o evde biri ölür yada bir yikim olur.
– Kurtlar uluyunca inekleri yemesinler diye gökten agizlarina yiyecek düser.
– inek dogurunca eve agir bir sey alinirsa yada agir bir sey kaldirilirsa inegin sütü kesilir.
– inek ilk yavrusunu dogurdugu zaman onun “agiz” i (ilk sütü) evden cikarilmaz, aksi halde inegin sütü kesilir. Sütün icerisine kömür atilip öyle verilir.
– inegin sütünü yere sagmak iyi degildir, hayvan hastalanir.
– ilk yaylaya cikista sigirlarin ortasindan bir yabanci gecerse sigirlar hamile kalmaz, dogum yapmazlar.
– Bir kimsenin önünden kara kedi gecmesi ugursuzdur.- Baykus ötmesi ugursuzluktur, yanan bir odun alinarak baykusa atilmalidir.
– Bir kisinin önüne tavsan cikmasi ugursuzluktur, mümkünse gidilen yoldan geri dönülür.
– cakal uluyunca yere tükürmek gerekir, yoksa insanin basina bir yikim gelir.
– cakal ulumaya baslayinca hava acacak, günlük güneslik olacak demektir. (Bir baska inanca göre yagmur yagarmis)
– Bir kisi gerdege girmeden önce yanlislikla kediye basarsa basarisiz olur.
– Yilan canli canli atese atilirsa yagmur yagar.
– Bir evin önünde karga öterse o eve haber gelir.
– Rüyada akrep görmek iyidir.
– Kedi ile ayni yerde yatmak dogru degildir. Kedi insanin ruhunu calar, ömrünü kisaltir.
– Karga öttügünde kar yagacagina inanilir.
– Köpegin vakitsiz gece havlamasi, horozun vakitsiz ötmesi, öküzün gece bögürmesi kötü seylere isarettir. (Düsman saldirisi, deprem, dogal afet vs.)
– Köpek havaya dogru bakarak havlarsa kan dökülecek demektir.
– Güvercin, kumru, kirlangic, leylek öldürmek günahtir.
– Kuzular satilincaya kadar yabancilara gösterilmez.
– Avlanan hayvan baskasina verilmez, verilecekse karsiliginda demir para alinir.
– Yilan görmek ugurludur.
– Keklik görülmesi ugursuzluktur.
– Horoz öttügünde yagmur yagar.
– Baykusun bir eve konmasi o ev icin ugursuzluktur.
– Tavugun horoz gibi ötmesi ugursuzluktur, öten tavuk kesilir.
– Kediyi Hz. Ali sivazladigi icin hicbir zaman sirtüstü düsmez.
– Kesilen kurbanin kemikleri kirilmaz.
– Kurbanin kani kani ve kemikleri gömülür.

OCAK VE ATESLE iLGiLi HALK iNANCLARI
– Atese tükürmek, atese sövmek, atese tirnak atmak, su dökmek ugursuzluk getirir.
– Sabah evinden baskasina ates verenin ocagi söner.
– Ates yanan yere cinler girmez.
– Ates sönünce cinler, periler ocak basina toplanir.
– Ocagin üstünü bos birakmak ugursuzluk getirir.
– Sacayaginin birdenbire devrilmesi evin basina bir yikim gelecegini gösterir.
– Sacayagi bos birakilirsa seytanlar yemek pisiriyor denir.
– Sacayagi bos birakilirsa o evde ölü suyu kaynar.
– Tencerede su bosuna bosuna kaynarsa düsmanlar cogalir.
– Aksam evden disari ates verilmez.
– Lamba yakilmayan evin ocagi her vakit kararir. Ayni zamanda ev sahibinin öldükten sonra mezari da karanlik olur.
– Hastalanan hayvanlari atesten gecirmek iyidir.
– Atesi söndürmek icin su dökülmez, ates toprakla örtülür.
– Ates cok önceden sönmüs olsa dahi külün yaninda yatilmaz. Külde cin ve seytanin oynak yaptigina inanilir.
– Külün üstüne su dökülmez, isenmez.
– Gece kül dökülmez, evin bereketi kacar.
– Hayvan ve insan pisliginin üstüre kül dökülmez.
– Yagmurun dinmesi icin avluya sacayagi atilir, sacayaginin ortasina da bicak saplanir.
– Sönmüs ocagin yaninda yatmak günahtir.
– Gece külün yanindan gecilmez, üstünden atlanmaz, seytan gelir.
– Atesin cikardigi ses atesi yakan kisi hakkinda dedikodu yapildigina isarettir.

TARIM VE BiTKiLERLE iLGiLi HALK iNANCLARI
– Karaagactan düsen yasamaz.
– Karaagactan besik, sandik yapilmaz.
– incir agacinin altinda uyuyanlari seytan alir götürür.
– Ceviz agacinin altinda yasayanlari seytan alir götürür.
– Tarlada zina yapilirsa bereket olmaz.
– Üzümün tanesini, karpuzun sap kismindaki kabugunun icini yiyenler yetim kalir.
– Zeytin kutsaldir.
– Ulu agac altinda tek basina uyumak iyi degildir.
– Ekin ekili tarlada isenmez, cinsel iliskide bulunulmaz.
– Ekin savrulurken harmanin icerisinden gecilmez, gecilirse harmanin bereketi azalir.
– Ekin ekmeye, ekin bicmeye giden kimselerin önceden yikanmasi, abdest almasi ugur getirir.
– Ceviz agacinin gölgesinde yatan kisi beceriksiz basarisiz olur. Ceviz agaci cevresinde olup biten her seyi resim gibi islermis. Kesildigi zaman urlarindaki isaretlerle tüm gizlilikleri aciga cikarmis.
– cocugun bezleri yabani agaca asilirsa cocuk yabani olur.
– Nar tanelerini yere dökmek günahtir, nar cennet meyvesidir.
– Yogurt veya süt disariya verilirken üzerine üzerlik, kömür, yesil yaprak konulmazsa inege nazar deger.
– Dut agaci dibinde yatmak, oturmak dogru degildir, cin carpar.
– Hamur yogururken disari hamur sicrarsa misafir gelir.
– Su kabaginin cok oldugu evde ölüm olayi da cok olur.
– Bugday cok olan evde ölüm az olur.
– Tarla sinirinda uyudugunda insani agirlik basar, carpilir.
– Zeytin agacinin altinda uyudugunda insani agirlik basar.
– incir agacinin altinda yatan insani agirlik basar.

iNSAN VÜCUDUYLA iLGiLi HALK iNANCLAR
– Dis düsürülünce o disi kimsenin göremeyecegi bir yere saklanmali yada gömmeli.
– Elleri diz üzerinde kavusturmak, parmaklari birbirine gecirip el baglamak iyi degildir, insanin kismeti kapanir.
– Parmaklarin catirdamasi iyidir, insanin saglikli oldugunu gösterir.
– El yikanirken önce sag elden baslamali, önce sol elden baslamak ugursuzluk getirir.
– Tokalasirken yada birisine bir sey verirken sag el kullanilmalidir, sol el ugursuzluktur.
– corap giyilirken ayagin Kibleye dogru uzatilmasi dogru degildir.
– corap giyilirken önce sag ayak giyilir.
– Burun kasinirsa kisi hakkinda dedikodu yapiliyor demektir.
– Sag avuc kasinirsa para gelir, sol avuc kasinirsa elden para cikar.
– Aksam tirnak kesilmez.
– Aksam sakiz cignenmez, aksam cignenen sakiz ölü etidir.
– Ayak kasininca yolculuk var demektir.
– Bas taranirken dökülen saclari dökmek dogru degildir, bunlar toplanir, ölünce o kisinin kabrine konur. cünkü bu saclar kiyamet gününde tekrar bitecektir.
– Hamile kadin as ererken neye bakarsa dogacak cocuk ona benzeyecektir.
– Akik tasi kanamayi keser, insani yoksulluktan kurtarir.
– Henüz bir yasini doldurmamis kisi abdestsiz iki kisi arasindan gecerse vücudunda yaralar olusur.
– Sol kulagin cinlamasi zenginlige isarettir.
– Sag kulagin cinlamasi sagliga isarettir.
– Gözün segirmesi olumsuzluga isarettir, cevrede ölüm meydana gelebilir.
– Kulagin cinlamasi birisi tarafindan anilmaya isarettir.
– Bacak bacak üzerine atmak günahtir.

GÖKCiSiMLERi iLE iLGiLi HALK iNANCLARI
– Gece gizlice ay isiginda, gölgede yikananlar ay gibi parlak olur.
– Ayin yansimasinin vurdugu su icilmez. O suyu icenin basina mutlaka bir kötülük gelir.
– Yildiz kaydiginda bir insan ölür.
– Dolunayda dogan cocuk ugurludur, gelecegi isiklidir.
– Dolunayda dogan kizlar ay gibi parlak ve güzel olur.
– Gece aya dogru tükürmek, sövmek ugursuzluk getirir.
– Günes batarken uyuyanin ömrü kisalir.
– Gün dönümünde tarim isleriyle ugrasilmaz, dügün dernek yapilmaz.
– Günes tutulacagi zaman hayvanlar korkudan bagirirlar, günesin tutulacagini önceden sezerler.
– Günes güzele vurur.
– Ay eskisinde ekilen sebze ve meyveler verimli olur.
– Ay hilal halinde iken iki ucu asagi olursa o ay yagmurlu, yukari dogru olursa kurak olur.
– Günes batarken (zaval zamani) cocugu ölen kisi su icmez.
– Ay yeniye gecmeden tohum ekilmez, ekin bicilmez.
– Aysiz günlerde agac kesilmez, kesilirse kerestesi dayanikli olmaz.
– Aysiz günlerde dis cekilmez.
– Aysiz günlerde yaylaya cikilmaz, yayladan inilmez, ormana gidilmez.
– Gün batarken yemek yiyenin bahti kararir.
– Aksamüstü yemek yiyenin anasi babasi ölür.
– Yildiz kaydiginda evliyalarin bulustuguna inanilir.

DOGUM VE KIRKLA iLGiLi OLAN HALK iNANCLARI:
– Kirkli kadin evden fazla uzaklasmaz.
– Kirkli kadin gece evinden disariya cikmaz.
– Kirkli bebegin basinin altina Kuran, muska, bicak, cörek otu konulur.
– Kirkli kadinin yattigi odaya kibrit ve süpürge konulur.
– Kirkli kadin gece yalniz birakilmaz.
– Kirkli kadin kirkinin cikacagi gün üc yakin komsuya gider, daha sonra evden uzaklasabilir.
– Kirkli kadinlar ve bebekleri birbirleriyle karsilastirilmaz.
– Kirkli cocugu görmeye gelen kisi, kirk basmamasi icin demir veya kagit para verir.
– Kirkli cocugun yanina kedi veya köpek sokulmaz, aksi halde “al” basar.
– Kadin ve geyik kirli olursa karsilastirilmaz, aksi halde kirlari karisir. Geyik yedi yilda bir yavruladigindan kadinin da yedi yil cocugu olmaz.
– Kirkli cocuk yalniz birakilacagi zaman basucuna bicak, sogan, sarimsak birakilir.
– Üzerinde para yada altin bulunan bir kisi kirkli cocugun yanina sokulmaz. Eger cocugun yanina gelirse para veya altin, cocugun basucunda bir süre bekletilir.
– Kirki cikmamis kadin bir eve gittiginde mersin yapragi batirilmis suyu gittigi eve döker, daha sonra eve girer.
– Gelin alayi kirki cikmamis kadinin evinin önünden gecerse gelinin cocugu olmaz.
– Kirki cikmamis kadinin bulundugu eve degirmenden un getirilmez.
– Kuzular kirklari cikincaya kadar kimseye gösterilmez.
– Kirkli kadinin basucunda gece isik yakilir.
– Kirkli cocugu olan iki kadin igne degistirir, yoksa kirk kalkmaz.

ÖZEL GÜNLERLE iLGiLi HALK iNANCLARI
– Hidirellez günü dikis dikilmez, agac, bitki kesilmez, canli öldürülmez. Bunlar yapilirsa yeni dogacak ne varsa anasinin karninda hidirellez egrisi olur.
– Arefei günü, yakini ölen kisi dikis dikmez.
– Arefei günü is yapilmaz.
– Arefei ve bayram günü agac kesilmez.
– Hidirellez günü kapali kapali un cuvallari acilir.
– Arefei günü eve odun getirilmez, getirilirse eve odunlarla birlikte mutlaka yilan girer.
– Arefei günü sabun kullanilmaz.
– Hidirellez günü gün dogmadan eve getirilen suyla yogurt tutturulabilir, mayaya gerek yoktur.
– Hidirellez günü gün dogmadan akarsuda yikanilirsa insan saglikli olur.
– Hidirellez günü gün dogmadan eve mutlaka bir testi su getirilmelidir. Bu suyun saglik verilecegine inanilir.
– Asure ayinda (oruc süresince) yas agac kesilmez.
– Bayram günü tiras olunmaz.
– Kuzular hidirelleze kadar sayilmaz.

TAS VE SU KÜLTÜRÜYLE iLGiLi HALK iNANCLARI
– Gece göle girmek iyi degildir. Geceleri cinler, peri kizlari gölde yikanirlar. Girenlerin ruhlarini periler calar.
– Geceleri su üzerinden atlanmaz. Su birikintileri ecinnilerin ve perilerin mekanidir.
– Gece disari su dökeni periler carpar.
– Kaynayan suya bicak sokulmaz.
– Suya tükürmek ugursuzluk getirir.
– cesme basinda uyunmaz, seytan gelir.
– Büyük, kökü derinde olan tasin üzerinde uyunmaz, seytan gelir.
– camasir yikanan suyun üzerinden gecilmez, bu suda seytan olur.

KARANLIK VE ISIKLA iLGiLi HALK iNANCLARI
– Aksam sogan yenen yere melekler gelmez.
– Gece aynaya bakanin ömrü kisa olur.
– Gece aci (biber, sogan, sarimsak) evden disariya verilmez.
– Yogurt, süt, peynir, vs. gece disariya verilmez. Vermek gerektiginde üzerine kömür, üzerlik veya yesil bir dal konularak verilir.
– Gece islik calmak günahtir.
– Gece evden eve tuz verilmez.
– Aksam kapinin önü süpürülmez.
– Ekmek aktaracagi evden eve verilmez.
– cocuklar gece bes tas oynarsa düsman gelecek denir.

BEREKETLE iLGiLi HALK iNANCLARI
– Degirmenden ilk gelen unla yapilan ilk ekmegi yiyen kisinin karisi ölür.
– Disariya maya verilirse evin bereketi gider.
– Ekmek kirintilarini yere atmak, ayakla cignemek evin bereketini götürür.
– Gurbete giden kisinin azigindan bir parca ekmek calinir.
– Bir kisinin üzerinde dikis dikilirse o kisinin kismeti baglanir.
– Bicakla ekmek kesilmez, evin bereketi kacar.
– Bismillah demeden yemek yiyen kisi doymaz. Seytan da onunla birlikte yemek yer.
– corap örerken bogazindan baslamali yoksa dayanikli olmaz.
– Kürek kemiginin kirilmasi bahti acar, yenildikten sonra bu kemik kirilir..

EVLE iLGiLi HALK iNANCLARI

– Evin temeline karatas koymak iyi degildir.
– Kapinin önünde oturan kisi iftiraya ugrar.
– Duvar dibinde uyumak iyi degildir, insan carpilir.
– Evin icerisi temiz olmazsa oraya melekler degil seytanlar gelir. Böylece o evde mutluluk degil gecimsizlik olur.
– Evden bir kisi gurbete gittigi zaman o gün ev süpürülmez, disaridan misafir alinmaz.
– Esya tasimak icin kullanilan ala iple komsunun evine girilmez. Komsunun basina bir ugursuzluk gelecegine inanilir.
– Kapi esiginde oturulmaz. insan fakir olur.
– Kapi esiginde oturulmaz, insan bekar kalir.
– Urganla komsunun evine girilmez. Aksi halde komsunun evinde kitlik olur.
– Kapi esiginde oturulmaz, kapi esiginde seytan bulunur.
– Yagmur yagarken kapi esiginde oturmak günahtir..

ATMOSFER OLAYLARIYLA iLGiLi HALK iNANCLARI

  – Dolunun kesilmesi icin avluya bicak atilir.
– Mezardan cikarilan kafatasi suya atilirsa yagmur yagar.
– Seytan dügün ederken (nisan yagmuru) yagmurun altinda duranlari cinler alir götürür.
– Nisan yagmuru zemzem suyu gibidir, ugurludur. Nisan yagmurunda islanmak insana saglik verir.
– Gök gürlediginde demir isirmak ugurludur.
– Gökkusaginin altinda bir erkek gecerse kiz, kiz gecerse erkek olur.
– Dolu ilk yagdiginda birkac tane yemek sagligi iyi gelir.
– ilk dolu yagdiginda ismi Mehmet olan yada anasinin ilk oglu doluyu bicakla ikiye ayirir.
– Gök gürleyince bir bicak alinarak dama atilir.
– Bes tas oynamak kurakliga isarettir.
– Dolu yagdiginda dolunun kesilmesi icin disariya sacayagi atilir.
– Simsek caktiginda yere bicak saplanir..

MEVSiMLERLE, AYLARLA VE GÜNLERLE iLGiLi HAK iNANCLARI

  – Mart´in birinci günü eve disaridan kimse giremez, girerse buzagilar, kuzular ölür.
– Ocak ayinin birinci günü görülen kimse sana iyi gelirse o yil yasarsin, iyi gelmezse hasta olursun.
– Sali günü camasir yikanmaz, yikanan camasiri giyen kisi onu kirletemez, ölür.
– Sali günü dogan cocuklar kan dökücü olur.
– Sali günü dügün yapilmaz.
– Cuma günleri disari toz dökülmez, ise gidilmez.
– Cuma günü ana rahmine düsen cocuk bilgili olur.
– Cumartesi günü camasir yikanmaz.
– Cuma gecesi sabaha karsi dogan cocugun rizki bol olur.
– Cuma günü örgü örülmez, insan kismetini kaybeder.
– Cuma aksami tirnak kesilmez, insan gözden düser.
– Agustosun yedisinde tarlaya giren kimse carpilir.
– Cumartesi günü yorgana carsaf kaplanmaz, cünkü Cumartesi kaplanan carsaf ölü ister.
– Sali sallanir.
– Tarlaya ilk tohum Sali ve carsamba günü atilmaz.
– Cuma günü namaza kadar agac kesilmez.
– Sali ve Cuma günü hicbir ise baslanmaz.
– Cuma günü ekin ekilmez.
– Pazartesi baslanan isler agir gider..

CiNSiYETLE iLGiLi HALK iNANCLARI

  – Odanin isigini evin erkegi yakarsa o ev daima nur icerisinde ve bereketli olur.
– Kadinin yolda erkegin önünü kesmesi ugursuzluktur.
– Bir kadin iki erkegin arasindan gecerse cocugu olmaz.
– Bir adam iki kadinin arasindan gecerse sözü gecmez.
– Bir erkek iki kiz arasindan gecerse köse olur.
– Yarim cay icen kadin dul kalir.
– Ava gidecek kisinin önünden kadin gecerse avlanamaz. Bundan dolayi o kisi ava gitmekten vazgecer.
– Kiz cocugunun ilk kez kesilecek sacini dayisi keserse saci gür olur.
– Oglan cocugunun ilk kez amcasi veya dayisi keser.
– Kiz baba evinden Persembe veya Pazar günü cikar.
– Koc katiminda kocun üzerine kiz cocugu bindirilirse dogacak kuzu disi, oglan cocuk bindirilirse erkek olur.

YOL VE YOLCULUKLA iLGiLi HALK iNANCLARI

         – Yola giderken tükürmek insana yikim getirir.
– Yola giderken dönüp bakmak iyi degildir.
– Üc yol agzinda yatmak ugursuzluktur.
– Bicak yere atildiginda sirti üzerinde durursa misafir gelecek demektir.
– Elden kasik düserse misafir gelecegine inanilir.
– Agizdan lokma düserse misafir gelir.
– Ava giden kisinin arkasindan karisi süpürge atar.
– Ava giden kisiye “Nereye gidiyorsun?” diye sorulmaz. Soruldugu takdirde kisi avlanamaz.
– Ayakkabilar üst üste gelirse yola gidilecegine inanilir.
– Yol kenarinda yatilmaz. Yatan kisileri “yel üstünde gidersin” (seytan carpar anlaminda) denilir.
– Ava giden kisiyle konusulmaz, rizki kesilir.
– Ava gitmeden önce tüfek yere konulur. En fazla üc – dört yasindaki bir kiz yada oglan cocugu tüfegin üzerinden atlar..

iNSAN VÜCUDUYLA iLGiLi HALK iNANCLARI

       – Üst cenenin önündeki dislerden birisi düserse ana babadan birisinin ölecegine inanilir.
– Sag üst azi disi düserse agabey yada amcanin ölecegine inanilir.
– Sol üst azi disi düserse evlat yada kardesin ölecegine inanilir. (Dis ile ilgili inanclarin gerceklesmesi icin sadaka verilir, sabah kahvaltidan önce kuslara yem verilir)
– Erkegin sag gözü segirirse iyiye isarettir.
– Erkegin sol gözü segirirse kötüye isarettir.
– Sag kulagin cinlamasi iyiye isarettir.
– Sol kulagin cinlamasi kötüye isarettir.
– Avuc ici kasinirsa bir yerden para gelecegine isarettir.
– Ayak tabani kasinirsa yolculuk var demektir.
– Kesilen sacin üzerine basilmaz, basilirsa o kisinin basi agrir.
– Kesilen saclari kuslar alip yuvalarina götürürlerse o kisinin basi agrir..

ESYALARLA iLGiLi HALK iNANCLARI

        – Ayakkabinin ters gelmesi hastaliga isarettir.
– Elden ele sabun verilmez. Verilirse kavga edilir. Sabunu vermek gerektiginde elin tersi kullanilir.
– Yemekten sonra kasigin agzi yukari cevrilir, yoksa nasip kapanir..
– Kapakla su icilmez, nasip kapanir..

 ÖLÜMLE İLGİLİ GELENEK VE İNANIŞLAR:

Bazı Yörelerde, ölümle ilgili bir takım halk inanışları ve uygulamaları bulunmaktadır. Bunlardan bazıları İslami bir mahiyet teşkil ederken bir kısmı da İslam dini mahiyetinde telakki edilen İslâm/din dışı kaynaklı inanışlardır. Bu inanış ve uygulamalar daha çok kırsal kesimlerde yaşayan insanlar tarafından kabul edilmektedir. Bu inanış ve uygulamaları şöyle sıralayabiliriz:

A) Ölüm Öncesi: Evin önünde bir köpek uzun uzun ulursa veya evin damına bir baykuş konarsa o evden bir ölü çıkacağına inanılır

A) Ölüm Öncesi: Evin önünde bir köpek uzun uzun ulursa veya evin damına bir baykuş konarsa o evden bir ölü çıkacağına inanılır.

Azrail’in şiddetli gelişine, zor can verişe bağlı olarak kişinin görüntüsü çevredekileri korkutabilir düşüncesiyle ölmeye yüz tutmuş kişinin yüzüne beyaz tülbent örtülür. Bu kişinin “Can vermesi kolaylaşsın” diye her gün hoca getirilip, başında Kur’an okunur, ağzına zemzem suyu verilir, kelime-i şahâdet getirmesi için gayret edilir.

B) Ölüm ve Defnetme: Hasta olan kişi öldüğünde çenesi çekilerek ayakları uzatılır. Can vermenin eziyetiyle pislik gelmişse temizlenir. Ölünün gözleri, dizleri ve elleri iyice düzeltilir. Ölünün üstüne, şeytan gelmesin ve şişmesin inancıyla bıçak veya satır konulur.
Ölen kişi ruhunu gülümseyerek ve azap çekmeden teslim ederse cennete gideceğine; azap çekerek ve bağırarak teslim ederse ameli iyi olmadığına inanılır. Şayet ölen kişi gözleri açık olarak ölmüş ise, bir yakınına hasret gitmiştir şeklinde kabul edilir.
Ölümün hemen ardından, aileden birisi, en yakın bir camiye ya da ölünün cenaze namazı kılınacağı caminin hocasına giderek ölümü bildirir ve olayı halka duyurmak amacıyla selâ verilir. Yakın akraba ve komşular ölü evine gelirler.
Ölen erkekse imam, kadınsa işi bilen bir kadın cenazeyi yıkamak üzere gelir. Yıkama suyu büyük kazanlarda ısıtılır. Yıkama suyu çeşme ve kaynak sularından temin edilir. Ölü yıkandıktan sonra ölen kişi gençse; bilhassa bekar ve nişanlı ise, ellerine kına yakılır (Y.bademli İlçesi). Ölüyü yıkamada kullanılan kaplardaki bütün artık sular dökülür, kullanılan kazanlar “Azrail bu suda kanlı kılıcını yıkamıştır” inancıyla ters çevrilir. Daha sonra patiska, kaput, Hicaz’dan gelme kefen bezleri biçilerek, ölü kefenlemeye başlanır. Senirkent Uluğbey Kasabası’nda kefenleme sırasında ölünün üzerine kına, gülsuyu, karanfil, kuru veya yaş nane, çörek otları serpilir. Eğirdir ilçesinde cenazenin yıkanması sırasında orada bulunanlara para veya mendil, çorap gibi eşyalar dağıtılır. Ölü kefelendikten sonra tabuta konulur. Tabutun üzerine ölenin cinsiyetini, toplumsal yerini belirtmek amacıyla birtakım giyim eşyaları konulur:
– Senirkent İlçesi’nde ölen kişi yeni evli gelin, genç kız veya bir kadınsa tabutun üzerine yeşil, kırmızı ve mor renkli örtüler örtülür. Ölen kişi erkek ise tabutun üzerine Türk bayrağı, yeşil bir örtü veya halı, polisse polis şapkası, askerse askerî kıyafetler konulur.

– Atabey İlçesi’nde ölen kişi evli ve gençse al yazma, nişanlı ise gelinliği tabutun üzerine konulur.

– Gönen İlçesi’nde genç yaşta ölenlerin tabutları üzerine halı konur. Bütün tabutlar çiçeklerle süslenir.

Cenaze defnedildikten sonra bu giysiler yoksullara verilir. Halı ve kilimler ise genellikle camilere gönderilmektedir. Ölüyü yıkayanlara para, tülbent, elbiselik vb. hediyeler verilir. Tabut taşınırken bazı ölülerin günahları nedeniyle ağırlaştığına, zor taşındığına inanılır.

Akşam ve yatsı ezanı dışında ölüm anından hemen sonraki ezanla ölünün cenaze namazı kılınıp, İslâmî vecibelere göre gömülür. Şayet ölünün çok yakını olan birisi il dışında ise cenaze o kişi gelene kadar bekletilir.

Ş.Karaağaç İlçesi Gölkonak Köyü’nde mezar kazarken başka bir mezar çıkarsa mezar içine para atılır. Yeniköy’de ölünün takma dişleri varsa beraber gömülür. Yine Yeniköy’de genç yaşta ölen nişanlılar için mezara bir su testisi bırakılır. Nişanlı olandan diğeri evlendiğinde mezara giderek testiyi kırar. Atabey İlçesi’nde ise ölü gömüldükten sonra mezarın üstüne su dökülür ve su testisi kırılarak oraya bırakılır. Yörede, ayrıca kabirde yatan kişinin baş ucuna bir bitki dikilirse, o bitki sararıp soluncaya kadar ölünün ceza çekmeyeceği inancı yaygındır. Cenazenin defninden sonra defnetmeye gelen kişilere mezarlıkta şeker veya çikolata dağıtılır.

C) Defin Sonrası: Yörede, genel olarak ölü sahibinin yakınları tarafından cenaze evinde, ölü defnetmeye gidenlere verilmek üzere “Iscak” denilen börek, çörek veya katmer yapılır. Ölü mezara konduğu akşamı ölü evine gelenlere katmer dağıtılır. Buna Yalvaç’ta “Meyit Ekmeği” denilir. Misafirler ölü sahiplerine “Başınız sağolsun”, “Allah geride kalanlara sabır versin” derler. Ölü evine köy kadınları, birer tabak yemek götürür. Çoğunlukla kadınların toplandığı ve “Gece Evi” ya da “Gece” denilen bu zamanda yemek yenip, ölü sahibine başsağlığı ve tesellide bulunulur.

Isparta genelinde, ölünün geride kalan eşyalarının yıkandığı günde evdeki herkes de yıkanır. Ölüye ait eşyalar 1 hafta-10 gün içinde yıkanarak fakir fukaraya dağıtılır. Bazı giyecekler ise hatıra olması amacıyla saklanır. Ayrıca ölen kişinin ruhunun evini kontrole geldiğine inanılarak, ölü evinde 7 gün lamba/ışık yakılır. Ölü evinde belirli gün (ekseriye 1 hafta) yas tutulur. Ölü evinde belli bir müddet radyo, teyp vb. şeyler çalınmaz ve bir bayram geçinceye kadar düğün yapılmaz

 ÖLÜM ADETLERİ, İNANIŞLARI VE BUNLARA BAĞLI PRATİKLER
Ölüm olayı gerçekleştikten sonra yeni bir ölümün olmaması için, ölünün yattığı yere taş konması; taşın ağırlığının ölümü alması, yok etmesi için, işi biten kazanın ters çevrilmesi; kazanın

yeni bir ölümde kurulmasını önlemek için,cenaze geçerken ve yıkanırken çoluk çocuğun bile uyandırılması; uyuyanların, özellikle daha korumasız olan çocukların ölü baskınına uğramamaları için, ölünün yıkanacağı suyun evden kullanılmayıp dışardan getirilmesi; ölümün evdeki diğer

bireylere bulaşmasını önlemek için, cenazeden sonra evde “üzerlik”, “buhur” tüttürülmesi; evin süpürülmesi; evde dolaşan ölüm ruhunu ve diğer kötü ruhları uzaklaştırmak için,cenaze evden çıkarılırken arkasından oklava ya da bıçak gibi şeyler atılması, haftanın ilk günü ölen cenazenin

yıkanırken üstünde oklava kırılması; evden çıkan ölünün arkasının kesilmesi, devamının olmaması

için cenaze evinden geldikten sonra el yüz yıkanması; ölümün bulaşmaması için uygulanan davranışlardandır (Başçetinçelik,1998).

Toplumumuzun her kesiminde ölümün belirli günlerinde uygulanan pratikler, İslamiyet öncesi Türk toplumlarında da uygulanan adet ve inanmalardandır. Her dönemde Türk topluluklarında ölünün gömüldüğü gün eve dönüşte , kurbanlar kesilip yemekler yenmiş ve bu toplu yemek yeme özellikle 3., 7., 20. ve 40. günde bütün köy ve oba halkının katılımıyla ölenin ruhu için tekrarlanmıştır. Özellikle ölümün yıl dönümünde yapılan törenlere büyük önem verilmiştir. İslamiyet’ten sonra, İslami çevrelerin ölünün ruhu için yemek yeme pratiğini hoş
görmemelerine ve karşı çıkmalarına rağmen, belirli günlerde yenen bu yemekler İslami motiflerle de renklenerek ölünün ruhu için okunan dua, Kur’an ve mevlitlerle yüz yıllardır Müslüman Türk topluluklarında uygulanagelmiştir (Başçetinçelik,1998).

Ölen kişinin eşyaları yıkanarak ve temizlenerek ölümden arındırılmakta ve başkalarına verilerek de ölüm evden dışarıya çıkarılmaktadır. Ölünün bıraktığı eşyalarıyla, geride kalanları tedirgin edeceği korkusu, uygulanan pratiklere egemen olmaktadır. Yine de bu amaçla, ölenin gözünün arkada kalmaması için, ölenin en yeni giysisi tabutun üstüne konulmaktadır. Ölenin eşyalarıyla ilgili bu uygulamalarda İslamiyet öncesi Türk topluluklarında görülen, ölenin öte dünyada da ihtiyacı olacağı düşüncesiyle; ölünün giysileriyle ve eşyalarıyla gömülmesi pratiğinin izlerini görmek mümkündür (Başçetinçelik,1998).

Eski Türklerden günümüze kadar Türk toplumları için mezarlar ve mezarlıklar kutsal yerler olarak kabul edilmiş, sık sık ziyaret edildiğinde ölülerin mutlu olacağına inanılmıştır. “Atalar

kültür” eskiden olduğu gibi bugün de işlevini sürdürmektedir.

Feke’de yıkama ve kefenleme İslami usullere göre yapılmaktadır. Ölünün yıkanması, abdest aldırılması, kefenlenmesi bu esaslara göre yapılan uygulamalardır. Bunların yanında ölününyıkandığı suyun kaynatıldığı kazanın ters çevrilmesi ise büyüsel bir işlem olarak değerlendirilebilir.

Kazanın ters çevrilmesiyle ölümün kazanın altında kalması ve oradan uzak olması sağlanmaya çalışılmaktadır (Karakaş, 2005 ).

Feke’de ölü evinde gördüğümüz âdetler bize eski Türklerde görülen mezardan dönenlerin ölünün çıktığı eve gelip topluca yemek yemelerini ve içki içmelerini hatırlatmaktadır. İslâmî gelenek içinde içki yasak olduğu için içki içme âdeti kaybolmuş; fakat topluca yemek yeme âdeti devam etmektedir. Bu da bize eski kültür izlerinin İslâmiyet’e rağmen bugün hâlâ varlığını devam ettiğini göstermektedir (Karakaş, 2005 ).

Feke’de ölen kişinin eşyalarının yıkanıp ihtiyaç sahiplerine verilmesi dini bir işlem gibi görünmesine karşın bu işlem, ölümün arıtılıp evden uzaklaştırılması ve ölünün tekrar geri gelebileceği inancına dayalı büyüsel bir işlem olarak eğerlendirebiliriz.Ölenin yakınları, devir ile ölen yakınlarının dünyada yerine getiremediği İslâmî emirleri yerine getirmeye çalışırlar. Böylece geride kalanlar ölenin diğer dünyadaki durumunu kolaylaştırdıklarına ve rahat olmasını sağladıklarına inanırlar (Karakaş, 2005 ).

Aladağ ve çevresinde, ölünün ardından bir dizi âdet ve inanma uygulanır. Dinsel yönü ağır basan bu uygulamalarda, büyüsel pratikler de görülür. Rüyaların, birtakım nesnelerin ve hayvanların ölümü çağırdığı düşünülür. Ölümü uzaklaştırmak için çeşitli davranışlarda bulunulur.

Cenaze çıktıktan sonra kötü ruhları evden uzaklaştırmak için tütsü yapılır (Yılmaz, 2005 ).

Eski Türklerden günümüze gelen bir inanışla, ölünün gömüldüğü gün, mezardan dönenlerin ölü evinde yemek yeme geleneğine Aladağ’da da rastlıyoruz (Yılmaz, 2005 ).
Aladağ’da ölünün evinin kapısı yedi gün hiç kapanmamakta, gelen gidenler olmaktadır. Bu arada, kişinin öldüğü odada “yedi gün” ışık yakılmaktadır (Yılmaz, 2005 ).

Aladağ’da ölenin giysilerinin başkalarına verilmesinde “hayır” amacı güdülse de bu davranışın kökeninde, ölümün insan psikolojisi üzerinde yarattığı korku ile ölümün evden uzaklaştırılması bulunmaktadır (Yılmaz, 2005 ).

Mezartaşı- Ölüm

Bu adet eski Türk ve Orta Asya, Mezopotamya kültürlerinden kalmadır. Arap -İslam ülkelerinde mezar taşına rastlanmaz. Mezarlara taş dikilmesi İslam coğrafyasında sadece Anadolu’da vardır. Ruhun ölmezliğine inanıldığı için “ölüm” kelimesi yerine “dünya değiştirdi”, “göçtü”, “don değiştirdi”, “hakka yürüdü” gibi terimler kullanılır.

Mezar saçısı

Eski Türkler, olağanüstü güçlere sahip olduğuna inanılan iye ve ruhları memnun etmek, onların yardımını ve rızasını kazanmak amacıyla yiyecek-içecek dağıtırlardı. Bunlara “saçı” adı verilmiştir. Saçılar öz itibariyle “kansız kurban” niteliğindedir. İşte mezarların üstüne serpilen arpa, buğday, bulgur gibi yiyecekler de iyeleri memnun etmek amacını taşır. Kansız kurbanlar sayesinde kara iyeleri memnun ederek mezardan uzaklaştırmak ya da ak iyelerin yardımını kazanmak
amacının güdüldüğü söylenebilir. Mezar üzerine arpa ya da buğday serpilmesindeki amaç; mezar başına gelen hayvanların bunları yemesi ve ölüye sevap kazandırmasıdır.

Ölüye Kına Yakma

Taşeli yöresinde yaşlı hastalar ölmeden önce el ve ayaklarına kına yakılarak süsleme, ölüye kına yakma, ölüye sürme çekme ve başına çiçek takma işlemleri uygulama eski inanç kalıntılarıdır. Ölen kişi iyi bir insan ise çiçeğin çürümeyeceğine inanılır (Dalgıntekin, 1995).

Ölü Evinde Işık

Çukurova’da ölünün yıkandığı yerde ışık yakılır. Eski Türklerden beri bu âdet değişik şekillerde kendini göstermektedir. Türk inançlarına göre, ölü evine kırk gün süre ile girmeye çalışan ruhlar bulunmaktadır. Ölüm ruhlarından korunmak için ölü evinde kırk gün ışık yakılır.

Kırgız-Kazaklarda ölünün ruhu için ölü evinde her gün bir tane mum yakılır ve bu kırk gün devam eder. Bu inanç Göktürklerde, Bulgaristan ve Azerbaycan Türklerinde, Ağrı, Van ve Erzurum’da da görülmektedir. Türk inançlarına göre, ölü evine kırk gün süre ile girmeye çalışan ruhlar bulunmaktadır. Ölüm ruhlarından korunmak için ölü evinde kırk gün ışık yakılır.

Ölü Kazanını Ters Çevirme

Çukurova’da ölünün yıkanmasından sonra ölü suyunun kaynatıldığı kazan ters çevrilip üzerine su konur. Kazanın ters çevrilmesinin sebebi; bir daha suyun ısınmaması, yani bir daha o ailede ölüm olayının yaşanmasının istenmeyişidir. Kazanı kuran ve kaldıran kişinin aynı kişi olması gerekmektedir. Kazan ters çevrildikten sonra üstüne su konmasının sebebi; ölen kişinin ruhunun eve geldiğinde bu sudan içmesini sağlamaktır. Çukurova’da kazan ters çevrildikten sonra içine bir de mum yakılır. Cenaze suyunun kaynatıldığı kazanın ateşi söndürülmez (Dalgıntekin,1995).

Günlük Tüttürme

Aladağ’da cenazenin kefenlenmesi sırasında bir kaba yakılan ateşten alınan biraz köz konur ve üstüne de günlük serpilir. Bu, ölünün çevresinde gezdirilir. Günlükten çıkan koku kefene ve cenazeye tüttürülür. Buna “günlük tüttürme” denir. Bu, ölünün güzel kokması, öbür dünyaya temiz gitmesi ve öbür dünyada yerinin de kokusu gibi güzel olması için yapılır (Yılmaz, 2005 ).

Murt Dalı

Tarsus’ta bazı köylerde ölünün yıkanacağı suya murt dalı atılır; çünkü murt dalı kutsal sayılır. Hz. Muhammed murt dalının kutsal olduğunu söylemiştir. Tüm bitkiler sabaha kadar kırk defa silkinirken murt dalı, yaz kış namaz kılarak Allah’ı zikreder. İşte bu nedenle dört mevsim yeşil kalır (Dalgıntekin, 1995).

Ölü Aşı

Tarsus’ta cenazenin kalktığı yere, bir tabak un, bir soğan ve bir kaşık yağ ilave edilerek konur, sonra da bir fakire verilir. Yörede pek nadir rastlanan bu âdetin amacı; kişinin eceliyle öldüğünü belirtmektir. Bu pratiğin uygulanmasında kötü iyeleri memnun etmek için ikramda bulunma, kötü iyelerin kötülüklerini uzaklaştırma gibi bir amacın olduğunu söyleyebiliriz.

Dolayısıyla eski inanç sistemleriyle bağlantı kurabiliriz (Dalgıntekin, 1995).

Ölü Evini Temizleme

Tarsus’ta ölümle ilgili bir inanışa göre, Azrail can alacağı zaman evde bulunur. Ölen kişi kötüyse Azrail can alırken balta, bıçak gibi kesici aletler kullanır. Bu esnada, kanlar etrafa sıçrar. İşte bu sebeple cenaze kaldırılınca evin sergisi de kaldırılır ve iyice yıkanır. Altay Türklerinde de ölüm olayından dolayı kirlendiği kabul edilen ev, özel olarak davet edilen kamlara temizletilirdi (Dalgıntekin, 1995).

Şişe Kırma

Kefenin üzerine zemzem suyu ve koku sürüldükten sonra bunların içinde bulunduğu şişe yere atılarak kırılır. Bunun sebebi; bir daha ölüm olayının gerçekleşmesini istememedir.

Mezarlık Adetleri

* Tarsus’ta mezar üzerine dikilen bitkilerin hem mezarın kaybolmasını önlediği hem de sallandıkça ölünün günahlarının döküldüğüne inanılır (Dalgıntekin, 1995).

* Mezarın başına kırmızı bayrak takılır.

Ölü Ardı Yemek Verme

Ölünün arkasından kırkıncı gün yemek yapılır, elli ikinci gün lokma dökülür. Tarsus’ta yas törenlerinin başında ölünün ruhu için verilen yemekler gelir. Ölünün 7-40 ve 52. günlerinde tanıdıklara yemek verilir ya da ölünün ruhuna Kur’an-ı Kerim okutulur. Eski Türklerde de cenaze törenlerinde at yarışları düzenlenir, ölü aşı denen ziyafetler verilirdi. Ölünün 7-40 ve 52. günlerinde yapılan yemekler aslında İslâmi kurallardan değildir. İslâmiyet’e göre bu yemekleri yapma
zorunluluğu yoktur; ama zamanla 7-40 ve 52 gibi formülistik sayılara zamanla İslâmiyet’e girerek İslâmi renge bürünmüş, halk tarafından kabul görmüştür. Böylece İslâmiyet’in aslında olmayan bir pratik İslâmi nitelik kazanmıştır (Dalgıntekin, 1995).

İslamiyet öncesi adet ve inanmalarda görüldüğü gibi, ölünün ruhuna yemek verilmesi ya da öte dünyada da tıpkı bu dünyada olduğu gibi yemek yediği düşüncesi, günümüz toplumunda da görülür.

Mezar Ziyareti

Bulgar Dağı Yörüklerinde gelin alayı doğru obanın mezarlığına gelir. Topluca mezarlığın etrafında bir defa dönülür.

Kefen Adetleri

Kefen bıçakla kesilir ve elle dikilir. Dikilirken ipin başına ve sonuna düğüm atılmaz.
Düğüm atıldığı takdirde öteki dünyada görüşülemeyeceğine inanılır.

Kazma Kürek Takırtısı

Cenaze evinde ölü gömüldükten sonra bir ziyafet verilir. Buna “kazma kürek takırtısı” denir. Türkmenler, genç ölmüş bir adamı gömdükten sonra, onun atını süslerler ve ölünün üstünden çıkan elbiseyi bir ağaca giydirirler. Köyün kadınları donatılmış bu at ve giydirilmiş ağacın karşısına geçerek ağıtlar okuyup ağlarlar (Cin, 2004).

Eski Türklerden günümüze kadar gelen bir gelenekle, ölünün gömüldüğü gün, mezardan dönenlerin ölü evinde yemek yeme pratiğine Adana ve çevresinde de rastlıyoruz. “Kazma-kürek” yemeği veya “kazma takırtısı” adı verilen bu yemek toplu şekilde “ölünün ruhu için” yenilmektedir(Başçetinçelik,1998).

Diğer Ölüm Adet ve İnanmaları (K.18,K.19,K.20,K.21)

* Ölünün canı için yedi gün çörek dağıtılır. Helva dökülür.

* Ölü çıkan eve ertesi gün ekmek ve yemek göndermek adettir.

* Cenaze suyunun alındığı su kabının (kevki) ağzı bıçakla açılmaz taşla kırılır.

* Ölüm âdetlerinde gece ateş yakılması.

* Ölüm sonrası toplu yemek.

* Cenaze ateşinin söndürülmemesi.

Taraklı ve Göynük köylerinde atalar kültünün izlerini İslâmî motifler içerisinde az da olsa görülmektedir. Mezarlar parmakla gösterilmez eğer gösterilirse parmak acıyana kadar ısırılır. Mezarların üstüne basılmaz.Ramazan ve Kurban bayramı arife günleri ikindi namazından sonra köyün tüm erkekleri mezarlığa gider. İmamların okuduğu Kuran’dan sonra dua edilir sonra herkes kendi yakınlarının mezarına gider ve onlara dua okur. Askere gidecek gençler köylüyle vedalaşmadan önce mezarlığa gelip ölmüş yakınlarına dua eder ondan sonra tüm köylüyle vedalaşıp yola öyle çıkar. Mezarlıktaki ağaçları kesmek hoş karşılanmaz ve bu ağaçların kesilmesine müsaade edilmez. Çocuğu olmayan kadınlar, herhangi bir sıkıntıya duçar olan kimseler hemen hemen her köyde bulunan ve Erenler adı ile anılan dağ başlarındaki yatırlara giderler. Adaklar adayıp, dua ederler. Tüm bu inanışlar ve uygulamalar eski Türklerdeki atalar kültünün İslâmî motiflere bürünerek veya İslâmîleşerek devam ettiğinin birer işareti sayılabilir.

Suyun kutsallığına hürmeten su ayakta içilmez oturarak üç yudumda içilmektedir.

Evli eşlerden biri öldüğünde geride kalan eş, bir daha evlenecek olursa ölen eşinin mezarına gider ve eşinin mezarına su döker. Böylece ölen eşinin yüreğinin yanmasını ve üzülmesini engelleyeceğine inanılır.

Cenaze çıkan evin tüm suları dışarı dökülür. Bu belki yeni bir başlangıç, belki suyun ölüyle gitmesi isteği olabilir.

Ölü, mezara gömüldükten sonra üzeri örtülüp toprak atma işi bitince tabutla beraber güğümle getirilen su mezarın üstüne dökülür. Su dökme işinin bir defada olmasına dikkat edilir. Yani mezarın bir başından diğer başına geldiğinde kapta su kalmaması lazımdır.

Suyun fazla kaynamasının iyi olmayacağına, uğursuzluğuna inanılır. Ayrıca suya tükürülmez.

Nisanın ilk yağmuru toplanıp bir kaba konur. Bunun içilmesiyle kısmetin açılacağına ve bereketin artacağına inanılır.

Düğünlerde gelin yeni evine girmeden içi su dolu testi kırılır. Bunun uğur getireceğine ve kem gözlerden koruyacağına inanılır.

Bayram sabahları genç kızlar köyün tüm pınarlarını yani çeşmelerini (yedi tane) gezerler ve ellerindeki kaplara hepsinden bir miktar su doldururlar. Bu suyun şifa olduğuna ve dertlerine derman olduğuna, kısmeti açacağına inanılır.

Bayram sabahı bu çeşmelerden zemzem suyu aktığına inanılır. Bu, bize eski Türk inançlarının İslâmî motiflerle süslenerek devam ettiğinin bir göstergesi sayılabilir.

2.2.11. Müslüman Türklerde Şamanizm’in Kalıntıları

İslâm ölülerin zaman kaybetmeden törensiz şekilde gömülmesini isterken Türkler cenaze törenlerini çok zengin ve farklı kutlamaktadırlar. İslâm şans oyunlarını yasaklarken Türkler bu oyunlara çok düşkündür. Bu kültürel çatışmalar kimi zaman İslâm lehine kimi zaman Türkler lehine çözümlenmiştir. Cenaze töreni İslâm dünyasında gelenek olmuş, Türkler İslâm kurallarına göre kurban kesmişler ve suyu aktif olarak kullanmaya başlamışlardır [Roux, 2001: 272].

Anadolu’ya gelen Türkler Müslüman olmakla beraber büyük göçebe kitlelerin kısa bir zamanda ve hususiyle uzun göçler sırasında yeni dinî iyi öğrenmeleri ve onun gerektirdiği şekilde yaşamaları kolay değildi. Bu sebeple Müslüman göçebeler eski Türk inançlarının tesirlerini kuvvetle muhafaza ediyorlardı [Turan, 2000 : 175].

Selçuklu sultanları çok dindar ve samimi Müslüman olmalarına rağmen eski matem usullerini aynen yaşatıyorlardı. Nitekim Konya’da ki Alaeddin Cami yanındaki türbeye defnedilmiş olan Selçuklu sultanları, İslâm geleneğine göre değil eski Türk geleneğine göre mumyalanarak defnedilmişlerdir [Turan, 190: 95]. Eski Türkler Tanrıya dua ve ibadet ederken, büyüklerin huzuruna çıkarken, dinî ve milli bayram şenliklerinde,cenaze merasimlerinde, üzüntü, saygı, ve sevinç alameti olarak başlarını açıyorlardı. Bu eski Türk geleneği Büyük Selçuklularda ve Anadolu Selçukluları zamanında halk ve hükümdarlar arasında yaşamıştır. Büyük Selçuklu sultanı Alparslan, Şamani Cengiz Han gibi Tanrının huzuruna başı açık çıkıyor ve dua ediyordu. Yine Anadolu Selçuklu sultanları yas törenlerinde eski adetlerden biri olan bu geleneği devam ettirdiler. Örneğin 1. Alaaddin Keykubat, Mevlana Celaleddin Rumi’nin babası Baha Veled’in ölümü üzerine, sarayında taziyeleri bu şekilde kabul ediyordu.Yani taziye töreninde bulunanlar külahlarını ellerine alıyorlardı [Taneri, 1997: 195] [Turan, 2000: 176] [Sümer, 1980: 406]. Türkiye Selçukluları döneminde yağmur dualarında başını açarak dua edildiğini görmekteyiz [Taneri, 1977: 48].

Külah ele almak aynı zamanda saygı tezahürüydü. Kirman Selçuklu hükümdarı Kavurd Bey yeğeni sultan Melikşah’a karşı baş kaldırmış fakat yenilerek esir alınmıştı. Esir edildiğinde Melikşah amcasının yanına gitti. Atından indi, külahını başından çıkardı [Taneri,1997: 195] Bu şekilde, İstanbul’un fethi sırasında Akşemsettin çadırında başını açarak dua etmişti [Turan, 2000: 176] [Sümer, 1980: 406].

Taraklı ve Göynük köylerinde de özellikle 45-50 yaş üstündeki erkekler köylerine bir devlet büyüğü geldiği zaman ya da şehre gidip bir devlet dairesine gittikleri zaman saygı ve tazim göstergesi olarak başlarındaki şapkalarını çıkarıp ellerine ya da koltuklarının altına alırlar.

Büyük devletlerin ve Tanrıların efsaneleri ayinlerde okunan ilahîler, kahramanların destanları, masallar, hurafeler bir milletin değil tüm beşeriyetin düşünce tarihini ve onun çeşitli gelişme ve olgunlaşma safhalarını öğrenmek için önemli materyaller teşkil ederler. Örnek olarak yaşanan özel bir olayın bizim ya da sevdiklerimiz içinde gerçekleşmesi için “darısı başına” deriz. Bu temenni ya da dua İslâm öncesi devirlerin dinî merasimlerindeki Tanrıya sunulan saçı geleneği ile yakından alakalıdır [İnan, 1998 ,C.:1: 454-455].

Doğu İslâm Türklerinde bu inançların son zamanlara kadar bütün kuvveti ve ilkel şekliyle yaşadığı görülmekteydi .Anadolu Türklerinde bu hurafenin şaka olarak yaşadığını “baştan çevrilip verilen sadaka”da görüyoruz. Mesela bir arkadaşı “yahu, şunu bana versene!” diye ısrar ederse “haydi başım sadakası olsun!” diye kafayı dolaştırarak şaka yapanları görüyoruz. Bu da eski inançların bir kalıntısıdır. Bunlara benzer bir çok adet ve inanışlar vardır ki eski devirlerden beri değişik şekiller alarak devam etmektedirler. Örneğin, muskaların Uygurlarda değişiklik göstererek devam ettiği biliyoruz [İnan, 1998,C.:1: 454-455].

Eski Türk inanç geleneğinin kuvvetle hüküm sürdüğü eski devirlerde “yog aşı” yahut “ölü aşı” denilen tören ve ayin doğrudan doğruya ölüyü doyurmak ve memnun etmek için yapılmıştır. Altay dağlarının ormanlarında iptidai yaşayan toplumlar bugün bile bu yog ayininde ölüye “ye-iç bize ve hayvanlarımıza dokunma!” diye hitap ederler ve ölünün bu törende hazır bulunduğuna inanırlar [İnan, 1998, C.:1:456].

Bu şekilde inançların benzeri olarak Taraklı ve Göynük köylerinde cenaze çıkan evin tüm suları dışarı dökülmekte, ölünün yakınları tarafından kullanılmayacak eşyaları fakirlere dağıtılmakta, ölümünün yedinci günü de akşam namazından çıkanlara halka denilen yeni pişmiş sıcak hamur ekmeği dağıtılmaktadır. Yine cenaze evinin maddî durumu iyiyse sevabını ölüye hediye etmek üzere mevlit okutulmakta ve pilav hazırlanıp tüm köylüye ve komşu köyden gelenlere sunulmaktadır. Bu âdetler eski Türk inanışındaki ölü aşı geleneğinin izleri sayılabilir.

Batı Türkistan Müslümanları arasında eski Türk inançlarının izlerine rastlanır. Semerkant çevresindeki bir beldenin yakınındaki “Çoban Ata” tepesinde yapılan bir dinî törenden sonra kurbanlar kesilmiş, çocuğu olmayan kadınlar ağacın altında dua edip, paçavra bağlamışlardır [İnan, 1998, C.:1: 456].

Semerkant hicretin birinci asrından beri İslâm memleketi olmuştur. Büyük fakihler, hadis alimleri, İslâm mücahitleri, büyük mutasavvıflar yetiştirmiş bir beldedir. Buna rağmen Şamanizm gelenekleri Müslüman velilerin uydurma mezarlarına sığınarak bin yıl yaşamıştır [İnan, 1998, C.:1: 465-468].

Mezarlara ve ağaçlara nezir olarak paçavra bağlamak en iptidai eski Türk geleneklerinden biridir ve bütün Müslüman Türklerin halk tabakası içinde dinî bir vazife imiş gibi telakki edilmektedir. Eski Türkler bu “nezri” dağ, orman, ağaç, su ruhlarına, umumiyetle “yer-su” dediğimiz Tanrıya bağışlar. ”Yer-su” ruhları merhametli ve koruyucu ruhlardır; az şeye kanaat ederler. Darılmadıkça kanlı kurban istemezler. Müslüman Türkler ise bununla bir velinin ruhundan istimdat ederler. Yani “yer-su” tanrıları, gerçek veya uydurma velilerin mezarlarına yerleşerek eskiden Şamanlık devrinde aldıkları paçavraları almaya devam ediyorlar [İnan, 1998, C.:1: 456].

Türklerde en yaygın geleneklerden biri de yağmur, dolu yağdırma ve fırtına çıkarma yahut bunları durdurma kuvvetine malik bir taşın bulunduğuna olan inançtır. Bugün de tüm Anadolu’da yağmur duasına çıkılmakta bu şekilde eski Türk geleneği İslâmî motife bürünerek varlığını devam ettirmektedir. Bundan başka Anadolu’nun bazı bölgelerinde, Yakutlarda ve Altaylılarda tespit edilen ağaç kütlü de vardır. Evladı olmayan Yakut kadınının bir nevi çam ağacına tapınarak dua ettiği gibi, Beyşehir köylerinden birinde bir ihtiyar ağacı yanında dua ederek ve ağacın altından geçerek çocuk isteyen köylü kadınların bulunduğu müşahede edilmiştir [İnan, 1998, C.:1:456].

Matem töreninde ölünün bindiği atın kuyruğunu keserek kurban etmek, ağacı kutlu saymak, uzun ömürlü olması, daha önce ölen çocuklar gibi ölmemesi için çocuklara Yaşar, Durmuş, Duran, Satılmış, Satı gibi isimlerin konması, türbelere adak adanması, dilek ağaçlarına çaput bağlanması gibi âdetler ve nazar değmemesi için tahtaya ya da bir zemine vurmak, hastalık dolayısıyla çocuğun adını değiştirmek bu kapsamda değerlendirilir [İnan, 1995: 207]. Nitekim bu anlamda Taraklı ve Göynük köylerinde eski Türk inançlarının bir devamı sayılan türbelere adak adanması, dilek ağaçlarına çaput bağlanması, nazar değmemesi için tahtaya ya da bir zemine vurmak, hastalık dolayısıyla çocuğun adını değiştirmek gibi adetleri hala görmekteyiz.

Eski Türklerde bazı törenler tamamıyla unutulduğu halde kelimeleri kalmıştır. Mesela eski devirlerde hastaları alazlama (alaslama) tören vardır.Baştan çevirip sadaka vermek adeti İstanbul’da; nazar dokunarak hastalanan birinin başından tuz çevirerek ateşe atma adeti de Anadolu’nun muhtelif yerlerinde müşahede edilmiştir. Bunların bir kısmı cemiyet için zararsız örf ve adetler haline gelmiş,dinî inançlarla alakasını kaybetmiştir. Büyük bir kısmı ise İslâm dinînin mukaddesatından imiş gibi kabul edilerek İslâmîyet’in özüne uymayan bid’atlar halini almış ve toplum hayatı için de çok zararlı gelenekler haline gelmiştir [İnan, 1998, C.: 1: 465-468].

Kurşun dökme adeti de eski Türk geleneklerindendir.Eski Türklerde buna “kut kuyma” denir ki “kul dökme” demektir. Kötü ruhlardan birinin çaldığı kutu, yani “falih,saadet unsurunu” geri döndürmek için yapılan bir sihir ayinidir. Taraklı ve Göynük köylerinde de nazar değdiği zaman kurşun dökme, ateşte tuz çatlatma , baştan çevirip sadaka vermek gibi adetleri görmek mümkündür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>